Yazı
Yazar : Selim Dervişoğlu
2026-07-16 13:18:12
Görüntülenme
Yeni Nesil Neden Deist, Ateist veya Agnostik Oluyor? Nerede Yanlış Yapıldı?
Selim Dervişoğlu
Yeni Nesil Neden Deist, Ateist veya Agnostik Oluyor? Nerede Yanlış Yapıldı?
Selim Dervişoğlu

Yeni Nesil Neden Deist, Ateist veya Agnostik Oluyor? Nerede Yanlış Yapıldı?

Son yıllarda Türkiye'de özellikle gençler arasında "deistim", "ateistim", "agnostiğim", "din beni ilgilendirmiyor" ya da "dinle aram yok" gibi ifadelerin daha rahat dile getirildiği görülmektedir. Bu durum sadece bireysel bir inanç değişimi olarak değerlendirilmemeli; sosyolojik, psikolojik, kültürel ve dini yönleriyle ciddi biçimde analiz edilmelidir. Böyle bir analiz yapılmadan toplumun geleceğini, kültürel bağların devamını ve dini aidiyetlerin seyrini sağlıklı şekilde değerlendirmek mümkün değildir. Bir şeylerin ters gittiği açıktır; asıl önemli olan ise bunun nerede başladığını doğru tespit edebilmektir.

Her şeyden önce kabul edilmesi gereken gerçek şudur ki, geçmişte insanları ikna eden söylemler bugünün gençliğini aynı ölçüde ikna etmemektedir. Bilgiye ulaşmanın son derece kolaylaştığı dijital çağda insanlar artık yalnızca ailelerinden, çevrelerinden ya da din görevlilerinden bilgi edinmemekte; dünyanın dört bir yanındaki farklı düşüncelere, bilimsel çalışmalara, felsefi yaklaşımlara ve farklı inanç sistemlerine birkaç dakika içinde ulaşabilmektedir. Böyle bir ortamda tek yönlü anlatılar yeterli olmamakta, gençler daha güçlü deliller, daha tutarlı açıklamalar ve daha ikna edici cevaplar aramaktadır. Ayrıca günümüz gençliği düşüncelerini önceki kuşaklara göre çok daha rahat ifade edebilmekte, sorgulamaktan çekinmemekte ve farklı görüşleri açıkça dile getirebilmektedir.

Aile yapısındaki değişim de bu süreci etkileyen önemli faktörlerden biridir. Kalabalık ailelerden çekirdek aile modeline geçişle birlikte çocuklar ailenin merkezine yerleşmiş, bütün ilgi ve beklentiler onların üzerinde yoğunlaşmıştır. Çoğu zaman çocuğun doğal gelişiminden çok, anne ve babanın beklentileri belirleyici hâle gelmektedir. Sporundan müziğine, yabancı dilinden sosyal etkinliklerine kadar birçok alan çocuğun kendi tercihi olmaktan çıkıp toplumsal rekabetin bir parçasına dönüşebilmektedir. Her isteği yerine getirilen, hayatın zorluklarıyla yeterince karşılaşmayan ve sürekli merkeze konulan bireylerin, ilerleyen yaşlarda dinin sorumluluk, disiplin ve nefis terbiyesi gibi yönlerini benimsemekte zorlanmaları şaşırtıcı değildir. Elbette bu durum her genç için geçerli değildir; ancak üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir toplumsal değişimdir.

Diğer taraftan din adına ortaya konulan yanlış uygulamalar da gençlerin dine bakışını ciddi şekilde etkilemektedir. Özellikle dini temsil ettiğini söyleyen bazı kişi, tarikat veya cemaatlerin dinle bağdaşmayan uygulamaları, adaletsizlikleri, istismarları ve yanlış tutumları birçok gencin zihninde din ile bu yapıların özdeşleşmesine yol açmaktadır. Oysa bireylerin hataları dinin kendisine mal edilemez. Ne var ki gençlerin önemli bir kısmı bu ayrımı yapmamakta, gördüğü yanlışları doğrudan dinin bir sonucu olarak değerlendirmektedir.

Bunun yanında dinin anlatım dili de yeniden gözden geçirilmesi gereken alanlardan biridir. Yirmi birinci yüzyılın gençlerine, yedinci yüzyılın kavramları ve üslubuyla hitap etmeye çalışmak çoğu zaman yeterli olmamaktadır. Elbette dinin özü değişmez; ancak onu anlatma biçimi yaşanılan çağın ihtiyaçlarını ve insanların anlama düzeyini dikkate almak zorundadır. Günümüz gençliği sadece "inanmalısın" denmesini değil, neden inanması gerektiğinin akıl, vicdan ve bilgi temelinde açıklanmasını istemektedir. Sorularına hazır kalıplarla değil, tutarlı ve doyurucu cevaplar beklemektedir.

Ayrıca dinin sadece yasaklar, korkular ve cezalar üzerinden anlatılması da önemli bir sorundur. Din; ahlakı, adaleti, merhameti, hikmeti ve insanın varoluşuna anlam kazandıran değerleri de içinde barındırmaktadır. Buna rağmen dini yalnızca haramlar ve yasaklar ekseninde sunan anlayışlar, özellikle özgürlük duygusunun güçlü olduğu yeni kuşaklarda itici bir etki oluşturmaktadır. Bunun üzerine bir de din adına yapılan haksızlıklar, yolsuzluklar ve adaletsizlikler eklendiğinde gençlerin zihnindeki olumsuz algı daha da güçlenmektedir.

Uzun yıllardır devam eden din karşıtı propagandanın da bu süreçte etkili olduğu inkâr edilemez. Özellikle sosyal medya aracılığıyla din; baskıcı, çağ dışı, bilim karşıtı ve bireysel özgürlüklerin önünde engel olan bir yapı gibi sunulmaktadır. Bu söylemler gençlerin zihninde karşılık bulabilmektedir. Ancak dikkat çekici olan nokta şudur ki, bu eleştirilerin önemli bir kısmı İslam'ın temel kaynaklarından değil; tarih boyunca dine eklemlenen hurafelerden, yanlış uygulamalardan ve bazı kişilerin dine mal edilen davranışlarından beslenmektedir. Kur'an'da temeli bulunmayan birçok anlayışın dinin özüymüş gibi anlatılması, gençlerin dine karşı mesafeli durmasına ve hatta zaman zaman nefret geliştirmesine neden olabilmektedir.

Bunun yanında İslam dünyasının bilim, düşünce, sanat ve felsefe alanlarında yaşadığı durgunluk da gençlerin dikkatinden kaçmamaktadır. Geçmişte önemli bilim insanları ve düşünürler yetişmiş olsa da sonraki dönemlerde eleştirel düşüncenin yeterince desteklenmediği, bilgi üretiminin zayıfladığı ve farklı fikirlerin çoğu zaman dışlandığı yönünde güçlü eleştiriler bulunmaktadır. Bugün birçok genç, din ile bilimin sağlıklı ilişkisini ortaya koyan nitelikli çalışmaların yeterince görünür olmadığını düşünmektedir. Bilimsel ve akademik yaklaşımın yerini zaman zaman sloganların ve ezberlerin alması da bu algıyı güçlendirmektedir.

Öte yandan dini anlatan çevrelerin de kendi yöntemlerini samimiyetle sorgulamaları gerekmektedir. Gençler artık sadece söz duymak istememekte; adalet, dürüstlük, liyakat ve ahlaki tutarlılık görmek istemektedir. Söylenen ile yaşanan arasındaki çelişki büyüdükçe güven azalmakta, güven azaldıkça da dini söylemlerin etkisi zayıflamaktadır.

Bütün bunlara rağmen genelleme yapmak doğru değildir. Sokak röportajları veya sosyal medya paylaşımları toplumun tamamını temsil etmez. İnancını koruyan, dini araştırarak benimseyen ve manevi değerlerine bağlı yaşayan çok sayıda genç de bulunmaktadır. Asıl mesele, gençleri peşinen suçlamak ya da onları inançsızlıkla itham etmek değil; onların neden farklı arayışlara yöneldiğini anlamaya çalışmaktır.

Sonuç olarak yeni neslin dine yönelik mesafesini tek bir nedene bağlamak mümkün değildir. Bilgiye erişimin kolaylaşması, aile yapısındaki değişim, dini temsil eden kişi ve kurumlara duyulan güven kaybı, hurafelerin din gibi sunulması, bilim ile din arasındaki ilişkinin yeterince açıklanamaması, toplumsal ve siyasal gelişmeler ile bireysel sorgulamalar bu süreci birlikte şekillendirmektedir. Eğer gerçekten dindar bir toplum hedefleniyorsa, önce din dilini, dini temsil biçimini ve gençlerle kurulan iletişimi yeniden gözden geçirmek gerekmektedir. Gençleri sadece eleştirmek veya suçlamak çözüm değildir. Onları anlamaya çalışmak, sorularını ciddiye almak ve dini bilgi, hikmet, adalet ve ahlak ekseninde yeniden anlatabilmek zorunludur. Aksi hâlde kuşaklar arasındaki mesafe daha da büyüyecek ve gençlerin önemli bir kısmı kendisini dini yapılardan uzak hissetmeye devam edecektir.

MEMUR-SEN
KONFEDERASYONU
EĞİTİMCİLER BİRLİĞİ
SENDİKASI
Zübeyde Hanım Mahallesi Sebze Bahçeleri Caddesi No:86
Altındağ - Ankara / TÜRKİYE
Tel : 0.312 231 23 06 Faks : 0.312 230 65 28
ebs@ebs.org.tr
Copyright © Eğitim Bir Sen